ÖRTÜNMEK GÜZELDİR !

BU BLOG BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI PLATFORM OLUŞTURMA AMACIYLA KURULMUŞTUR. BİR BLOG DA SİZ AÇIN !

YSK'dan SKANDAL karar

5/8/2007 · Kategori: BASORTUSU HABERLERI

İzmir İl Seçim Kurulu, Foça ilçesinden gelen başvuru üzerine dün akşam (Cumartesi) saatlerinde bir toplantı yaparak, sandık başlarında başörütülü görevli bulundurulmamasını kararlaştırdı.


İl Seçim Kurulu Başkanı Şahabettin Akbay, üyeler Ahmet Tuğçu ve Ahmet Hekimoğlu başkanlığında toplanan kurul, başvuruyu değerlendirerek sandık başlarının kamusal alan olduğu ve başörtülü görevlilerin bu yerlerde görev yapamayacağı yönünde karar verdi.

Kurul kararında şu ifadelere yer verildi: ''Foça İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 21.07.2007 tarih ve 90 sayılı faks yazılarıyla sandık kurulu başkanlarının başvurularıyla sandık yerinin düzenlenmesi esnasında partili üyelerden türbanlı olarak görev yerine getirildiği, seçim günü için bu kişinin türbanlı olarak görev yapmasında herhangi bir sakınca olup olmadığının sorulduğu görülmüş olup, 298 sayılı yasanın 15 ve 16. maddelerinde İl Seçim Kurulu'nun görevleri arasında, İlçe Seçim Kurulu başkanlarınca işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak da olduğundan, kamusal alanlarda türbanlı olarak görev yapmanın mümkün olmaması, 298 sayılı yasaya göre yapılacak olan 23. dönem milletvekili seçiminde bu yasaya göre oluşturulan sandık kurullarında sandık kurulu üyesi olarak görev yapacak kişilerin türbanlı olarak sandık alanında görev yapamayacağı anlaşıldığından, gereği görüşülüp düşünüldü. 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılacak olan 23. dönem milletvekili genel seçiminde 298 sayılı yasaya göre oluşturulup seçim işini yapacak olan sandık kurullarında görevin kamusal alan içinde yapılacak olması sebebiyle sandık kurullarında görevli üyelerin türbanlı olarak görev yapamayacaklarını kararı Foça İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'na faksla bildirilmiştir.''

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

UĞUR DÜNDARDAN YALAN TESTİS HABERİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

5/8/2007 · Kategori: BASORTUSU HABERLERI

Uğur Dündar, yalanlanan "Türban faciası" haberiyle ilgili ve kendisini öldürecek çeteyle ilgili önemli itiraflarda bulundu.

Hürriyet Gazetesi’nin Konya’da iki bayan doktorun erkek hastaya testis ultrasonu çekmediği iddiasını manşetten ‘Tesettür Faciası’ olarak duyurmasıyla başlayan tartışmaya, Uğur Dündar’dan bir itiraf geldi.

Testis haberini Cihan Haber Dergisi’ne verdiği röportajda değerlendiren Uğur Dündar, “Orada benim gazetecilik anlamında bir hatam yok. Orada hata söz konusu ise o raporu yazan doktordadır. Ve başhekim bir ay boyunca bu raporun gereğini yerine getirmemiş. Burada beni bağlayan hiçbir yanlış yok. ’Tesettür Faciası’ manşeti de yazı işlerinin takdiridir.” dedi.

İŞTE RAPORTAJDAN YALAN HABERİ İLE İLGİLİ KISIM

Medya testis haberinizde üzerinize çok gitti gibi. Ne kadar çok düşmanınız var öyle!

Orada benim gazetecilik anlamında bir hatam yok. Orada hata söz konusu ise o raporu yazan doktordadır. Doktor aynen net bir şekilde yazmış; iki bayan radyolog erkek hastanın testisini çekmedi demiş. Biz başhekimle görüşmüşüz. Başhekim o gün iki hanım doktorun nöbetçi olduğunu söylemiş. Araştırılmış iki hanımda tesettürlü imiş. Ve başhekim bir ay boyunca bu raporun gereğini yerine getirmemiş. Yani araştırıp, soruşturma yaptırıp raporu yazan doktora niçin gerçek dışı bir rapor yazdın diye ceza-i müeyyide uygulamamış. Burada beni bağlayan hiçbir yanlış yok. ‘Tesettür Faciası’ manşeti de yazı işlerinin takdiridir.

Mağdurla da görüşülseydi daha doğru olmaz mıydı?

Mağdur insan dağdaki bir çoban, garip bir çoban. Ona o anda ulaşmak mümkün değil. Mağdur çoban; ben gittim görüntümü çekmediler dedi. Ama 16 yaşında bir çocuk hastane içindeki çarkı bilemez. Hastane içindeki çarkı o raporu yazan ve o raporun gereğini yapmakla sorumlu başhekim bilir. Biz de her iki makamla konuşmuşuz. Burada özür dilemesi gereken raporu yazan hekimdir ve o raporun gereğini bir ay boyunca yapmayan başhekimdir.

Ama başlıkta art niyetli atılmıştı sanki!

ııııı.....(Cevap yok)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

2006 YILI BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI RAPOR SONUCU ÖZGÜRDER

5/8/2007 · Kategori: BASORTUSU HABERLERI

 

 

            Başörtüsü yasağının 2006 yılındaki seyrini detaylı bir değerlendirmeyle birlikte sunan bu rapor, gerçeklerle yüzleşmekten bugüne kadar hep kaçınan ve suçluluk psikolojisinin mahsulü olan resmi tarihte kendisine yer bulamayacak olayları tarihe kayıt düşmektedir. İnsanlık dışı uygulamalarla ve utanç vesikalarıyla dolu yasağın kara sayfaları; bir gün tarih olacaksa dahi, yaşanan acılar kesinlikle unutulmayacaktır.

 

Sorunları şiddetle, baskı ve yasaklarla bastırmaya alışık olan sistem, adalet zemininden uzaklaştıkça kendi sonunu hazırlarken, daha çok şiddete başvurarak kendisini kısır bir döngüye hapsettiğini fark edememektedir. Sorunlar büyüdükçe daha çok katılaşan yapılar, halk üzerindeki egemenliklerini güç ile ilelebet sürdürebilecekleri zannına kapılırken, halkın iradesi üzerindeki ipoteklerinin vadesinin dolduğunu ve meşruiyetini hızla yitirdiğini kabullenememektedir. Böyle bir tabloda, halkın büyük çoğunluluğunun kesin ifadelerle karşı olduğunu ifade ettiği başörtüsü yasağını daha sert uygulamalarla genişletmeye çalışan resmi zihniyet, gerçeklerle hesaplaşma günü geldiğinde nasıl bir sonuçla karşılaşacağı gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınmaktadır.

 

Başörtüsü yasağını ayakta tutabilmek için her gün yeni bir yöntem arayışı içinde olan ve adeta birbirleriyle yarışan yasakçılar, 2006 yılı içinde birçok utanç vesilesi uygulamaya imza attılar. Atılan bu imzaların sahiplerinin ve yaslandıkları zihniyetin sorgulandığı bu raporda bir kez daha hatırlatılmaktadır ki; karşı karşıya kalınan yasak, sadece Müslüman kadınları değil, onlar üzerinden İslami kimliği ve dolayısıyla o kimliğe hayat veren İslam dinini hedef almaktadır. Bu bağlamda, başörtüsü İslam’ın simgesi ise yasak da sistemin zorbalığının simgesidir.

 

* * *

 

Başörtüsüne karşı resmi ideolojinin linç kültürü içinde yoğrulmuş tepkisi artık kurumsallaştığı kadar bireysel alanlara da nüfuz etmektedir. Zorbalık kültüründen beslenen ve kurumların gücünden cesaret alan bireyler, başörtülü bayanlara yönelik her türlü hakareti edebilmekte, kaba davranışlar içine girebilmekte ve hatta saldırabilmektedir. Acil servise kan vermeye giden bir bayanın sırf başörtülü olduğu için hemşireden sert bir muamele görmesi, bir klinik şefinin annesi başörtülü olduğu için bir bebeğin tedavisini yarıda kesebilmesi, Danıştay saldırısı sonrasında bir mahkeme koridorunda başörtülü bir avukatın sözlü hakarete ve fiili saldırıya uğraması, yasakçı zihniyetin sivilleştirilme çabalarının olumsuz sonuçları olarak 2006 yılında kayda geçmiştir.

 

Bireylere yasağı uygulamada böylesine cesaretlendirebilen etken ise sistemin yasak konusundaki kurumsal mutabakatıdır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Köşk’ün kapılarını başörtülülere kapatarak yaptığı ayrımcılık, laiklik bahanesiyle yasağı savunması; Danıştay’ın sokakta başörtüsü takan bir öğretmenin kötü örnek olacağı şeklinde verdiği karar; emekli askerlerin başörtülülere hakaretlerinin yanında bazı komutanların başörtülü hanımların bulunduğu resepsiyonları topluca terk etmeleri ya da onları protokolden attırmaları, başörtülerin çıkartılması anonsu yaptırabilmeleri ve benzeri tutumlar, başörtüsü yasağından taraf olanları teşvik eden kötü bir etki yapmaktadır.

 

Bu kötü etki YÖK’te daha fazla baskı ve yasak şeklinde tezahür etmektedir. Başörtüsü yasağını sadece öğrencilerle ve dersliklerle sınırlı tutmayan üniversite yönetimleri, kampüs sınırları içinde halka açık bazı bölümlere velileri dahi başörtülü almamaktadır. Yemekhanelere alınmayan başörtülü öğrenciler, iftar vaktine beş dakika kala dışarı atılabilmektedir. Eşleri başörtülü öğretim üyelerinin terfileri haksızlıklarla engellenebilirken, bazı rektörler ise eşleri başörtülü akademik personel almamak için onları mülakata eşleriyle birlikte davet edebilmektedir. Tüm bu tablonun arkasında ise adam kayırma, kadrolaşma, ihaleye fesat karıştırma gibi bir çok usulsüzlük gizlenebilmekte, YÖK; yasakçı rektörlerin yargılanmalarına düştükleri şerh ile engel olabilmekte ve böylece yasakçılığı ödüllendirebilmektedir.

 

Kartel medya ise “tesettür faciası” şeklinde attıkları başlığın altından çıkan yalan haberleri savunabilmekte, yalanları belgeleriyle ve soruşturma raporlarıyla ispatlandığında ise kabahatlerinden büyük özürleriyle durumu kapatmaya çalışmakta ve dahası, kamu kuruluşlarında adeta başörtülü avına çıkabilmektedir. Her gün yeni yalanlara ve iftiralara başvuran kartel medya, emekli askerleri başörtüsü hakkında konuşturabilmek için her türlü yola başvurabilmekte ve adeta yasakçı sistemi beslemek için gönüllü kölelik yapmaktadır. Gönüllüler arasında Atatürkçü Düşünce Derneği, Eğitim-Sen, Haber-Sen, Eğitim-İş ya da Türk Eğitim Vakfı gibi sivil toplum örgütleri de yerini almaktadır.

 

Başörtüsü yasakçısı cephenin genişlediği, safları ve bağları sıkılaştırdığı 2006 yılında, menfi bir zeminde sağlanan bu menfi mutabakatın bir çok kötü uygulaması olmuştur. Bu uygulamanın arkasında yatan zihniyetin kodları ise militarizm ile örülüdür. Askeri vesayetin eğitim, hukuk, siyaset ve sosyal hayatta tahakkümünü daha ağırdan hissettirmeye başladığı son süreçte, özellikle başörtüsü üzerinden İslam’a yönelik artan saldırıların kabul edilebilir hiçbir tarafı bulunmaktadır.

 

Muhalefetin “Anadolu denizinde boğulmakla” tehdit edildiği, “vatan haini” ilan edilip linççilere hedef gösterildiği, farklı kimliklerin yok sayıldığı, 301. maddeyle baskı altında tutulduğu bir sistemi korku siyasetiyle koruyabileceklerini düşünenler yanılmaktadır. Başörtüsüne “türban,” İslam’a ise “irtica, dogma” ve “boş inanç” kodları altında pervasızca saldıranlar, yasağı çözümsüz bir noktaya sürükleme ısrarı ile kendi sonlarını hızlandırdıklarını anlamak istemeseler dahi, zulüm ile hiçbir düzenin varlığını ilelebet ayakta tutamayacağı gerçeğini değiştiremeyeceklerdir.

 

AKP Hükümeti ise milliyetçi ve devletçi bir söylemi yeniden üretirken, resmi ideolojiyi topluma farklı bir dille aktarırken; toplumsal sorunlar karşısında ise giderek duyarsızlaşmaktadır. Başörtüsü yasağını görmezden gelmeyi tercih eden AKP kurmayları, ayrıca “yüzde 1,5’un sorunu” gibi beyanatlarda yasağı küçümsemektedir. İlkesiz bir siyasetin dönüştürmek yerine kısa sürede çözülüp, dönüşeceğinin örneğini veren AKP, tek başına kurduğu hükümeti, halkın iktidarının aracı yapmayı bir türlü becerememiştir.

 

Toplumsal mutabakat söyleminden kurumsal mutabakat söylemine kayan AKP kadrolarının, halkın yasağın kalkması yönündeki taleplerini, Silahlı Bürokrasi, Cumhurbaşkanlığı, CHP, YÖK ve Danıştay gibi kurumların olumlu yaklaşımına bırakması, yasağı çözümsüzlüğe bırakmak demektir. Katsayı sorunu ile başörtüsü yasağını birbirinden ayrı düşünerek, dikkatini katsayı sorununa veren Hükümet, bu yolda attığı her adım ile sorunu daha da katmerleştirmektedir. Böyle durumlarda, sorumlulukta kendi payı yokmuş gibi davranmaya siyasi bir alışkanlık haline getiren AKP, halkın değil sistemin taleplerini dikkate alan bir yönetim izleyerek, koltuğunu sağlamlaştırmanın hesabını yapmaktadır.

 

AKP’ye muhalif partiler ise başörtüsü yasağına karşı çözümün kendilerinde olduğu iddialarıyla kamuoyu oluşturma çabası içindedir. Siyasi partilerin yaklaşımları incelendiğinde görülecektir ki; sorunu sadece kendi çıkarları için kullanmaktadırlar. Bu yüzden, halk; yasağın çözümünü partilerde değil, kendi inisiyatifinde aramalıdır.

* * *

Kendi laik dogmalarını kutsallaştıranların ve ideolojilerini putlaştıranların yaşadığımız toplumsal sorunlara adil bir çözüm önerisi getirebilmeleri mümkün değildir. Bu zorlu süreçte Müslümanlara düşen en önemli sorumluluk; İslami kimliğin savunusunu cesaretle yapabilmeleri ve Müslümanca, özgürce ve adaletle yaşama taleplerinden vazgeçmeden mücadeleye devam edebilmeleridir.

 

Başörtüsü, herhangi bir siyasi partinin simgesi değilken, yasağın resmi ideolojinin baskıcı siyasetinin simgesi haline geldiği bir dönemde, hukuk sistemi dahi adaleti tesis etmek yerine haksızlığı yasallaştırabiliyorsa, yasak bir “kan davası”na dönüştürülebiliyorsa, sorunun kangrenleştiği ve yasak tamamıyla kaldırılmadan hiçbir çözümün kabul görmeyeceği söylenebilir. 

 

 Başörtüsü sorunu gündemde kaldıkça ve yasak karşıtı mücadele verenler, yasağın kaynağının nasıl bir mücadeleyle kaldırılabileceğini kamuoyuna sağlıklı bir yaklaşımla sundukça, belirli bir toplumsal bilincin oluşacağı söylenebilir. Bu oluşum, uzun zaman alacağı düşünülse dahi, yasağa karşı ilahi vahyin şahitliğini yapmak; ihmal edilemez ve ertelenemez bir diğer önemli sorumluluktur. Toplumsal sorunlar karşısında toplumsal sorumluluk bilincinin geliştirilmesinde, şu an beş ilde faaliyetlerine aralıksız devam eden başörtüsü platformlarının kayda değer katkıları olmaktadır.

 

Başörtüsü yasağına karşı mücadele kesintisiz biçimde sürdürülmelidir. Adil ve özgür bir gelecek ancak İslam ile mümkündür. Bunun için Türkiye Müslümanları; tevhid ve adalet perspektifiyle, Kitab merkezli bir kimliği sahih temeller üzerinde inşa ederek; Kur’an’ın temel hedeflerini ve ilkelerini gözeterek; Hz. Peygamberin mücadele sünnetini, şahitlik ve direniş bilincini yeniden ihya ederek güçlü bir muhalefet geliştirmek zorundadır. Kur’an bilgisinin inanca, inancın ise eyleme dönüştürülmesi sorumluluğu kesinlikle ertelenemez.

 

Bu rapor bir kez daha ortaya koymaktadır ki, başörtüsü yasağı en öncelikli toplumsal sorunlardandır. Sadece hak ihlali değil, açık bir zulümdür. Bu zulmün bir an önce son bulması gerekmektedir. Bunun için hiçbir ön şart getirilemez, hiçbir bahane ileri sürülemez. Bu noktadaki talepler somut ve yeterince açıktır:

 

Askeri vesayete ve resmi ideolojinin dayatmalarına derhal son verilmelidir. Başörtüsü yasağı, tüm alanlarda ve hemen şimdi kaldırılmalıdır. Başörtüsü yasağına yasal dayanak olduğu ileri sürülen tüm kararların yürütmeleri durdurulmalıdır. Yasak dolayısıyla hakları gasp edilen herkese tüm hakları iade edilmeli, uğradıkları maddi ve manevi tüm zararları mutlaka tazmin edilmelidir.

 

Yasaksız bir gelecek mümkün. Bu imkân ise tevhid, adalet ve özgürlük mücadelesiyle gelecek. Yasakçılar istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır. 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

ÇÖZÜM MÜDAHANE İLE DEĞİL DİRENİŞLE GELECEKTİR !

3/8/2007 · Kategori: BASORTUSU HABERLERI

Sakarya Başörtüsü Platformu'nun 78. eyleminde başörtüsü yasağı ve CHP zihniyetinin yasakçı tavrı sert ifadelerle eleştirildi.

Eylemde “28 Şubat sürüyor, tehlikenin farkında mısınız?” yazılı dövizler taşındı. Sakarya Başörtüsü Platformu, 78. Başörtüsüne Özgürlük eyleminde, başörtülü kadınların ağır baskılara maruz kalmaya devam ettiğini belirtirken, yasakçılığın saldırgan bir tutumla sürdürülmesini sert bir dille kınadı.

Platform adına Özgür-Der üyesi Nebahat Karakaya’nın okuduğu basın açıklamasında, “Başörtüsü yasağı, İslami kimliğimizin toplumsal hayattan uzaklaştırılması projesidir. Başörtümüz ise iktidar seçkinlerinin darbelerle sürdürdükleri projeye ve din olarak dayattıkları resmi ideolojiye karşı “Hayır” deyişimizdir,” dedi. Dünya Kadınlar Günü kutlamalarında bazı CHP’lilerin başörtüsüne yönelik saldırgan tutumlarının kınandığı açıklamada, başörtülü kadınlara ise “Zaten olmamanız gereken yerlerde, daha fazla hakarete uğramamak için resmi ideolojinin değerlerini ve kutsallarını sahiplenen ve karşıtına sığınan yaklaşımlardan kendinizi arındırın,” çağrısı yapıldı. Eyleme destek veren platform üyelerinin taşıdıkları “28 Şubat sürüyor; tehlikenin farkında mısınız?” yazılı dövizler ise dikkat çekiciydi.

Özgür-Der üyesi Karakaya tarafından okunan basın açıklamasında, 28 Şubat sürecinde başını açmadığı için aldığı yüksek notlar sürekli düşürülen bir üniversite öğrencisiyle, örtüsünden dolayı meslekten ihraç edilen bir öğretmenin yaşadıkları haksızlıklar eleştirildi ve “Başörtüsü zulmünü sürdürme ısrarı; yüz binlerce insanın hak gaspına uğramasına yol açıyor,” denildi. Açıklamada, CHP zihniyeti ise şu ifadelerle eleştirildi: “Başörtüsü yasakçılığına taşeronluk yapan CHP zihniyetine soruyoruz: Başörtülü kadınları aşağılamaya kalkışacak cüreti nereden buluyorsunuz? Yıllardır vazgeçmediğiniz jakoben tavrı daha ne kadar sürdürebilmeyi umuyorsunuz? Size, laik projelerinizin ve toplumsal dayanaktan yoksun sisteminizin iflasını gösteren başörtülü kardeşlerimize saldırarak, neyin intikamını almaya çalışıyorsunuz? Kendinize gelin ve halkın çoğunluğunun kendisini Müslüman olarak tanımladığı bir ülkede, İslam’ı temsil eden başörtüsüne karşı takındığınız pervasız tutumdan derhal vazgeçin!”

“Başörtüsü İslamın Emri - Müslüman Kadının Kimliğidir”, “Zulme Karşı Direneceğiz - Başörtüsüne Özgürlük” ve “Tevhid, Adalet, Özgürlük” yazılı pankartlar taşıyan platform mensupları eylem boyunca “Yasak Sürüyor Direniş Büyüyor” , “Uyan, Diren, Özgürleş” ve “Yaşasın Başörtüsü Direnişimiz” sloganları attılar. Eylemde, “Başörtüsüne özgürlük, hemen şimdi!”, “Yaşasın başörtüsü direnişimiz!” ve “28 Şubat Sürüyor – Tehlikenin Farkında mısınız?” yazılı dövizler de taşındı.

Açıklamanın Tam Metni:

Çözüm müdahane ile değil direnişle gelecektir!

28 Şubat sürecinin hukuksuzluğu arkasına gizlenen faturaların bedeli, daha önceki darbelerde olduğu gibi topluma ödetiliyor. Sistemin yozlaşan yapısının ifşa olmasından kaynaklanan derin bir endişe; yeni bir darbe sürecine davetiye çıkarmaya ve bu amaçla sivil unsurları harekete geçirmeye yönelik eylemlere açıkça yön veriyor. İktidarlarını kaybetme korkusuyla hareket edenler, hesapsızca girdikleri bu sürecin sonucunda toplumu daha derinden yaralayacakları gerçeğine kör ve sağır kalıyor.

Onların kör ve sağırlığı, toplumun yaralarını kanatmaya devam ediyor. Başörtüsü zulmünü sürdürme ısrarı; yüz binlerce insanın hak gaspına uğramasına yol açıyor. 28 Şubat sürecinde kendisinin çocuklara kötü örnek olduğunu iddia eden müfettişlere “Başörtüsü benim imanımdır” diyerek başını açmayacağını ifade eden ve bu yüzden sicili başarılarla dolu olmasına rağmen öğretmenlik mesleğinden ihraç edilen Ayşe Serap Şahiner’in yaşadıklarını hangi vicdana sığdırabilirsiniz?

Başörtüsüyle girdiği sınavdan kendisini öfkeyle kovan hocasına hakkını helal etmediğini belirten Mülkan Aydın kardeşimizin, okul yönetimi tarafından suçlanması ve neticesinde evi baskına uğraması tam bir hukuksuzluk örneğidir. Kardeşimizin, sınavlarda başarılı olmasına rağmen sırf başını açmadığı için notlarının bilinçli olarak düşürülmesi zorbalıktan başka hangi kelimeyle tarif edilebilir?

Başörtüsü yasakçıları, tıpkı 28 Şubat darbecileri gibi toplum nezrinde mahkum olmuştur. Buna karşın, imanımızı sadece vicdanımıza hapsetmeye çalışanlarla olan mücadelemiz, asla bitmeyecektir. İnandığımız gibi yaşama özgürlüğümüzü alanların; baskı ve yasakları kimseyi yıldırmamalıdır.

Bugün halen 28 Şubat kalıntısı zorbalıkların sürdüğünü görüyoruz. Bunun son örnekleri, başörtülü kardeşlerimize saldıran CHP üyeleri vermiştir. Şapka provokasyonları tutmayanların, her gördükleri yerde başörtülülere saldırması, kaybetme korkusuyla hareket edenlerin ne kadar çirkefleşebildiklerini gösteriyor. Bir kadına sırf başörtülü olduğu için her türlü zorbalığı yapabileceklerini zannedenlere, akıllarını başlarına almalarını öneriyoruz!

Başörtüsü yasakçılığına taşeronluk yapan CHP zihniyetine soruyoruz: Başörtülü kadınları aşağılamaya kalkışacak cüreti nereden buluyorsunuz? Yıllardır vazgeçmediğiniz jakoben tavrı daha ne kadar sürdürebilmeyi umuyorsunuz? Size, laik projelerinizin ve toplumsal dayanaktan yoksun sisteminizin iflasını gösteren başörtülü kardeşlerimize saldırarak, neyin intikamını almaya çalışıyorsunuz? Kendinize gelin ve halkın çoğunluğunun kendisini Müslüman olarak tanımladığı bir ülkede, İslam’ı temsil eden başörtüsüne karşı takındığınız pervasız tutumdan derhal vazgeçin!

Bir gerçeği hatırlatmak istiyoruz: Başörtüsü yasağı, İslami kimliğimizin toplumsal hayattan uzaklaştırılması projesidir. Başörtüsü ise iktidar seçkinlerinin darbelerle sürdürdükleri projeye ve din olarak dayattıkları resmi ideolojiye karşı “Hayır” deyişimizdir. Düzenin efendilerinin tam istediği gibi olmadığınız sürece, sizi; kimliğinizle, inancınızla ve örtünüzle kabullenmeyeceklerdir. O halde zaten olmamanız gereken yerlerde, daha fazla hakarete uğramamak için resmi ideolojinin değerlerini ve kutsallarını sahiplenen ve karşıtına sığınan yaklaşımlardan kendinizi arındırın. Örtünüz, İslam ile arınmışlığın temsilidir, bu temsile dil uzatılmasına fırsat vermeyin.

Başörtüsü yasağının ancak toplumun kendi sorunlarını sahiplenme, hak arama ve sorumluluk alma bilinciyle vereceği bir mücadele sonucu çözülebilir. Çözüm yasakçılara sığınarak değil, yasaklara direnerek gelecektir. Bu yüzden Allah’ın ayetlerinin yaşayan örnekleri olmaktan vazgeçmeyelim; vahyin mesajını toplumsallaştıralım ve şahitlik bilinciyle hareket edelim.

Ne 28 Şubat ne de yasakçı düzen bin yıl ayakta kalacak güce sahiptir. Elbette başörtüsü yasağı da ilelebet sürecek değildir. Bize düşen o güne kadar İslami kimliğimizi onurumuzla savunmaktır. Başörtüsünü bir utanç vesile kılmak isteyen ve hayattan kovmaya çalışanların yenilgisini hazırlayacak adımlar atmaktır. Müslümanca yaşamakta ve direnmekte ısrarcı olmaktır. Zafer ve onur, Allah için, Kur’an ve Resullerin sünnetinin aydınlığında direnenlerindir!

Sakarya Başörtüsü Platformu adına Özgür-Der Sakarya Şubesi

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »