Başörtüsü onu takan kızlar açısından yaygın olarak politik bir anlam taşmadı. Ancak başörtüsü, “dinci politik baronlar”ın gözünde elverişli bir siyasal kullanım malzemesiydi. Dinci politik hareket, tez ya da proje siyaseti olmadığından krizlerin, yoksunlukların ve eksik kalmış yanların sömürülmesinden güç ve hız kazanmıştır. Bu anlamda başörtüsü çok verimli ve etkili bir kullanım malzemesidir. Bir kere başörtüsü vazgeçilmez ve ertelenemez bir dini görevdir ve yerine getirilmediği taktirde günaha girilir; günah işlemenin bedeli ise cehennemde yanmaktır. Başörtülü kızlar öyle bir kulvarda yürür hale getirilmişlerdir ki, durum hakkında düşünmek bile din dışı kalmak tehlikesi ile sarılıdır. İç dünyada büyük ve derin sarsıntılar yaşamadan yaşanan sorunun sağlıklı çözümlemesi zihniyet düzeyinde bile yapılamaz haldedir. Dini koşullanmalar, çok kez en katı koşullanmalardır ve psikiyatrik bir çözümlemeye konu olurlar. Başörtüsü örneğinde üstelik sadece dini güdü değil, cinsi güdü de pekiştirici bir rol oynamaktadır. Başörtüsü yoluyla namus korunmaktadır. Aileler bakımından gerçekte başörtüsünün dini yanı “namusu koruma” işlevinin yanında ikinci planda kalır. İnsan iç güdüsünün inanma ve cinsellik gibi iki güçlü dinamiğinden beslenen bir alan hakkında düşünülmez, tartışılmaz ve hatta konuşulmaz; ancak savaşılır. Nitekim böyle de olmuştur. Düşünme ve davranma refleksleriyle özde birbirinin aynı olan kesimler kutsal mevzilerini savunmak için kıyasıya bir savaşa tutuşmuştur.
Dinci politik baronlar, pek çoğunun özel yaşamında pek de önemli olmayan başörtüsü meselesini kendi tükenişlerini geciktirecek politik bir Anka kuşu olarak tasarlamışlardır. Başörtüsü etrafında oluşan dindar-muhafazakar tepkiyi arkalarına alarak ayakta kalmaya çalışmışlardır. Merve Kavakçı örneğinde öne sürülen, başörtüsünün bizatihi savunulması değil, başörtüsü üstünden çıkartılacak siyasal krizin siyasal bir gıda olarak kullanılmasıdır. Başörtüsü sorunu sadece hayatlarının baharında bir avuç kız ve onların ailelerine kalmış ve başörtüsü dahil dini temaları öne sürerek siyaset ve ticarette post edinmiş kişi ve grupların sayısının bunca çok olmasının meydana getirdiği çelişik fotoğraf üzerine düşünülmelidir. Başörtüsünün dinci politik baronlarca kullanılması, sistem içindeki gerici kesimin laflarını rahatça söylemesinin ve baskılarına kolayca devam edebilmesinin de gerekçesi olmuştur. İki tarafta üzüm yemeye değil, bağcıyı dövmeye niyetli olduklarından, bu kavgada yaşamsal zararı başörtülü kızlar görmüştür ve görmeye de devam etmektedir.
28 Şubat’ta kızların üzerine hoyratça gidilirken dinci baronların rant ve talan düzeneklerine dokunulmaması ilginçtir. Üstelik aynı süreçte bayrak, ezan ve din gibi kutsal değerleri kullanıp palazlanan dinci gericiliğin yandan desteklenmesinin izahı hiç mümkün değildir.
28 Şubat’ta kızların üzerine hoyratça gidilirken dinci baronların rant ve talan düzeneklerine dokunulmaması ilginçtir. Üstelik aynı süreçte bayrak, ezan ve din gibi kutsal değerleri kullanıp palazlanan dinci gericiliğin yandan desteklenmesinin izahı hiç mümkün değildir. Dar gelirli, orta halli mazbut aile kızları okul önlerinde hırpalanırken din üzerinden alıp başını gitmiş ticari ve siyasi talan düzenekleri hala ayakta ve işlemeye devam etmektedir. Din adına yıkıcı olan bir şey varsa anlamadıkları bir sürecin kurbanı olan bu kızlar ve onların başörtüsü değil, din-iman kisvesi ile bu milletin en kıymetli varlığı diyanetinin ve ahlakının çökertilmesidir. Bu millet, bağlanacak hiçbir değerinin kalmadığı bir boşluğun içine sürüklenmek üzeredir, hatta sürüklenmiştir. Dinciler, dini hissiyatın üzerine de tüy dikmişlerdir. O tehdit her ne ise, bu tehdidi ortadan kaldıracağım diye ortaya çıkan taife de dinci tehdidin somut varlığını ve rant ilişkilerini değil, Anadolu çocuklarını hırpalamıştır. Eğitimin özelleşmesiyle mobilizasyon fırsatlarını yitiren Anadolu çocukları, bu kez başka bir gerekçeyle sosyal gerilemeye maruz kalmaktadırlar