ÖRTÜNMEK GÜZELDİR !

BU BLOG BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI PLATFORM OLUŞTURMA AMACIYLA KURULMUŞTUR. BİR BLOG DA SİZ AÇIN !

AĞLAMA MELEĞİM

5/8/2007 · Kategori: BASORTUSU SIIRLERI

Ağlama meleğim, kendini mahvetme!...
Başını eğip de "Başlarını açamasak bile baş eğdirdik"
dedirtme...
Unutma, "Şeref ve üstünlük Allah'ındır, bir de Resûlünün ve
müminlerin"...
Sana "başını ört!" diyen Allah böyle buyuruyor.

Sen başını yiğitçe örterek gerçek kişiliğini ortaya koydun... başörtünü
inancınla bütünleştirdin... Onu kimliğinin bir parçası haline getirdin ve
böylece dünya aleme "Ben müslümanım" diye haykırdın...

Başını örtmeni emreden Allah'a yemin ederim, sen bu yiğit duruşunla her
zaman şanlı ve galipsin... Seni mağlup edecek adam daha anasından doğmadı...

Senin başın dumanlı dağlardan daha yüce... Başörtün bulutlardan daha
güzel... Cennette Allah, ayın on dördü gibi ayan beyan görüldüğü zaman,
eminim o gün sen, Kâinatın Rabbini, daha yakından göreceksin o yücelerdeki
başınla...

Seni ezmek isteyene ezilme!.. Allah'ın sana doğduğun gün verdiği hakkı söke
söke almaya çalış!... Bu gün vermezlerse yarın verecekler.

Yorulduğuna, yıprandığına üzülme... Dünya didinme ahiret dinlenme yeri...
Rabbine kavuşuncaya kadar mü'mine rahat yok... Rahat cennette, o ebedi
yurdumuzda... Dünya denen şu ağacın altında biraz nefeslenip yeniden yola
koyulacağımızı aklından çıkarma...

Ayağımıza batan dikenler bizi yıldırmasın... Belli ki cennet yakınımızda...
Çünkü cennet dikenlerle çevrilidir... yorgunluk, sürekli hastalık, tasa,
keder, sıkıntı ve gam, hatta ayağa batan dikene varıncaya kadar başa gelen
her şey müslümanın hatalarının bağışlanmasına vesiledir...

Allah hayrını dilediği kişiye sıkıntı verir... Biraz korku, biraz açlıkla
imtihan bizim kaderimizde var...

Çetin bir imtihandasın, dayan... Seni zor yıldırmasın... Elbette her
güçlükle birlikte bir kolaylık vardır... Şüphesiz her güçlükle birlikte bir
kolaylık... Ve Allah sabredenlerle beraberdir...

Kainatın Efendisi şu dünyada rahat yüzü görmedi... Öz yurdunda, Müslüman
kimliğiyle yaşayamadı... Zalimler bastırdıkça o dayandı...

Her şeye Allah için katlandı... Ama davasından taviz vermedi... İyice
tıkandığı zaman, yurdunu terk edip hicret etti... Boynu bükük, gönlü kırık,
boğazında hıçkırık gurbet ele gitti...

Çünkü Allah'ın arz-ı genişti... Gittiği yere İslam'ın ışığın götürdü...
İnsanlar bilmediklerini öğretti... Gerçek varlığı, gerçek hayatı, gerçek
mü'mini... Ve bir gün yurduna zaferle girdi... Onu öldürmek isteyenler ondan
aman dilediler...

Zulmün süngüsü düştü, cihanın tarihi değişti... Gerekirse sen de git...
Mekke devrini yaşayan topraklara Medine'yi getir...

Sabrın meyvelerini devşir... Sen varsın Allah var, dünya var, ahiret var...
Bunlar inkarı mümkün olmayan gerçekler... Sen ebediyetin kokusunu almış bir
bahtiyarsın... Gönüllere cennetin kokusunu sen taşıyacaksın...

Her şeyi diplomadan ibaret sanma.. Ashab-ı Kirâmın diploması yoktu...
Tâbiînin diploması yoktu... daha sonra gelen İslam büyüklerinin de diploması
yoktu... Ama dünyanın bir ucundan diğer ucuna İslâmı onlar götürdüler... Bir
an bile susmadan kainatı çınlatan ezanı gök kubbeye onlar perçinlediler...
Bir gün medreseler açılıp da diplomalı tahsil başlayınca, büyüklerimiz çok
üzüldüler; artık ilmin sonu geldi dediler... İlmin sonu gelmedi, yine devam
etti ama, Onlar sırf Allah rızası için okuyup okutmanın daha bereketli
olacağına inancından vazgeçmediler... Büyüklerimizin aydınlık yolundan
ayrılma... Elinden diplomayı alanlar ağzını da bağlayamazlar ya...

İşte sen o büyüklerin izinden gideceksin... Sen peygamber yurdunu ev ev
dolaşarak aydınlatan sahâbî analarımız gibi, ev ev dolaşarak yurdunu
aydınlatacaksın... Peygamberimizi, kendine örnek alacak, onun ahlakını
özümseyeceksin... Yüzünden eksilmeyen tebessümünle; insanları hoş görüp
bağışlama merhametinle; gösterişe pirim vermeyen sadece yaşayışın ve eşsiz
tevazuunla; Müslüman hanıma en çok yakışan o zarif nezaketinle; herkesi
imrendiren iffetinle; özü, sözü doğru güvenilir şahsiyetinle; elinde olanı
başkasıyla paylaşmaktan zevk alan cömertliğinle; tabansızlara pabuç
bırakmayan cesaretinle; haksızlığa haddini bildiren asil öfkenle;

Allah için gözyaşı dökmeyi ihmal etmeyen duygulu halin, ibadet ve tâatinle;
özellikle de dilinden düşürmediğin dua ve zikirlerinle gittiğin yere
Peygamber kokusu götüreceksin... Seni görenler Peygamber'i görmüş gibi
sevinecekler; evimize Peygamber nefesi geldi diye bayram edecekler...

Başındaki o aziz örtüye "siyâsal simge" diye seni mektebi kapısında
işkenceye tâbi tutanlar yapmasa bile, onların çocukları utanıp senden af
dileyecekler...

Sen ağlama yavrum, senin işin çook... Sen torunlarımı büyüteceksin...
"Bismillâh" diyerek emzireceksin onları, zemzem kadar temiz, ak sütünle...
Konuşmaya başlarken kelime-i tevhidi öğreteceksin onlara... "La ilâhe
illallah" diye diye büyüyecekler... Dillerine, gönüllerine, beyinlerine
Allah kelâmını nakşedeceksin, silinmemecesine O nur topu yavrular,
"Bismillâh" diyerek dikecek kelime-i tevhid fidanını dikecek bütün
gönüllere... Aşkla sabırla teenni ile... Usanmadan, bıkmadan, yılmadan...

İşte o zaman güzel yurdum bir cennet olacak. Orada hiç kimse
horlanmayacak... İnansa da inanmasa da... Gözyaşını boşuna harcama...
Ağlamasını bilmeyen elbette bizden değildir. Daha iyi kulluk edemedim diye
ağla... Allah için gözyaşı dök... Resûlullah'ın karasevdalısı ol... Seccaden
kurumasın kızım...

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki :: Sonraki »