|
Fransa'daki tartışmalara benzer tartışmalar Almanya'da da yaşandı. Almanya'da, Anayasa Mahkemesi görünüşte özgürlükçü, özünde yasakçı bir karar aldı. Bu karara göre, Müslüman öğretmenler sınıflarda başörtüsü takabileceklerdi. Aynı karar içinde 16 eyaletin başörtüsü konusunda gerekli yasal düzenlemeyi hazırlamakta serbest olduklarına da hüküm verildi.
Ancak bu durum özgürlüklerin sınırlandırılması için de bir zemin hazırladı. Şimdi Almanya'da, Fransa'da olduğu gibi yasa hazırlamak istiyor. Bazı eyaletlerde yasağı yasa ile kayıt altına almaya çalışsa da bazı eyaletler de serbestlik eğilimi ağır basıyor. Bunlar, Hamburg, Saarland, Sachsen, Sachsen-Anhalt, Thüringen, Mecklenburg-Varpomen, Nordrhein-Wastfalen, Rheinland-Pfaiz eyaletleri. Konunun eyalet meclislerine taşınması, şu anda görevde bulunan ve başörtüsüyle ders veren bayan öğretmenler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanırken, konuya baştan beri karşı olanlar da seviniyorlar.
Derste başörtüsü takmak istediği için 1999 yılında Baden-Würtemberg Eyaleti'nde devlet okulu öğretmenliğine kabul edilmeyen Afgan kökenli Alman öğretmen Ferişta Ludin, İdari Mahkeme'de açtığı davayı kaybetmiş, ardından dini özgürlüklerinin kısıtlandığı teziyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştu. Federal Anayasa Mahkemesi de Ludin'in itirazını değerlendirerek, başörtüsü takmanın ders vermeyi engellemediği kararına varmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin bu lehteki kararı Baden-Würtemberg eyaleti yerel meclisinin çıkardığı bir yasa ile yasak lehinde bozulmuştur. Baden-Wartemberg eyaletinde 5 yıldan bu yana hukuk mücadelesi veren Ludin, bu arada Berlin İslam Federasyonu tarafından ders verilen bir okulda görev yapmaya başlamıştı.
Karlsruhe kentinde bulunan Federal Anayasa Mahkemesi'nin, Baden-Warttember eyaletinde başörtüsünü yasaklayan bir kanun olmadığı gerekçesiyle Afgan kökenli Alman vatandaşı Fereşta Ludin'in başörtüsüyle okulda çalışmasına 24 Eylül'de izin verdi. Bilahare Baden-Württemberg eyaletinin Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) Eğitim ve Kültür Bakanı Anette Schavan tarafından hazırlanan, kamu kuruluşlarında ve okullarda öğretmenlere başörtüsü yasa tasarısı 11 Kasım 2003 tarihinde eyalet meclisinde yapılan oylamada kabul edildi. Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanı Erwin Teufel (CDU) Stuttgart kentinde yaptığı açıklamada, yasanın amacının siyasi bir işaret/sembol olarak algılanabilecek nesnelerin yasaklanması olduğunu söylemiştir. Okullarda öğretmenlerin başörtüsü taşımalarını yasaklayan; ancak Hıristiyan sembollerin bulundurulmasına izin verilen yasa, tarafsızlık ilkesini ayaklar altında çiğnediği gerekçesiyle tepkiye neden oldu.
Almanya'da bazı eyaletlerde rahibeler çarşafları ile devlet okullarında ders verebiliyorlar. Sınıflarda da Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş resimleri asılı.8 Bayern eyaletinde sınıflarda haç asılı. Der Spiegel'in de temas ettiği gibi, Almanya'da kilise vergisini devlet topluyor ve bunları Kilise'ye aktarıyor. Devlet ricali, "Allah'ın inayetiyle" diyerek göreve başlama yemini yapıyor. Almanya Şansölyesi Schröder deist olmasına rağmen, o da görevine başlarken 'Allah'ın adıyla' diye başlamıştır. Federal İçişleri Bakanı Otto Schily, eyalet parlamentolarına çağrıda bulundu ve yeni kanun yapılırken dinlere eşit davranılmasını istedi. Çağrının anlamı şu: Rahibeler çarşafla ders verdiğine göre Müslüman öğretmenler de vermelidir; aksi taktirde, bu ülke laik bir ülke olmaktan çıkar ve Hıristiyanlığın uygulandığı bir ülke haline gelir. Eyaletler farklı yasalar çıkarırsa konu yine Anayasa Mahkemesi'ne intikal edecektir. Almanya İçişleri Bakanı Otto Schily'nin yaklaşımı da esasen Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin yaklaşımından pek farklı değildir.
Kendisinin Katolik kökenli olduğunu söyleyen ve İranlı bir bayanla evlendiği bilinen Alman Dışişleri Bakanı Jorga Fischer de başörtüsünün tehdit olarak algılanmasını doğru bulmadığını söylemiştir.
Bütün bunlar olurken, Alman hükümetinin göç, mülteci ve uyum sorumlusu Marieluise Beck, okullarda başörtüsü yasağının yanlış bir uygulama olacağını söylemiştir. Beck Berlin'de 15 Ekim 2003 tarihinde Berlin eyaletinin göç ve uyum sorumlusu Günter Piening ve eyaletin eski yabancılar danışmanı Barbara John ile birlikte başörtüsü konusunda basının karşısına çıkarak, "Burada Türkiye'deki laikliği tartışmıyoruz, ülkemizdeki yaşayan Müslümanlar için yasaların çerçevesinde neler yapabileceğimizi düşünmemiz lazım. Bende kapanılmasını sevmiyorum, ancak başörtüsü yasağı yanlış sinyal olacaktır. Başörtüsünü yasaklayarak, Müslümanları dışlamış oluruz.' demiştir. Birçok kişinin 'yasa olmadan yasak olmaz, o halde yasak çıkartarak yasaklayalım' dediklerini hatırlatan Beck, burada din özgürlüğünün gözardı edildiğini, yasak yerine ülkedeki farklı dinlerle nasıl münasebet kurulabileceğinin araştırılması gerektiğini savunuyor. Başörtüsü tabii hukukun gereği olarak serbest olmalıdır. Dolayısıyla serbestlik için yasa getirilmesi bile zaittir. Başörtüsünün birçok kişi tarafından 'köktendincilik', 'terörizm' ve 'kadınların baskı altına alınmasının aracı' yaftalarıyla anıldığını ve eş tutulduğunu kaydeden Beck: "Bazı Müslüman kadınlar başörtüsü taşımak için zorlanırken birçoğu da özellikle kimliklerini önplana çıkarmak amacıyla kendi isteğiyle başörtüsü taşıyor. Özellikle 2. ve 3. kuşak Müslüman nesiller, artık Müslüman olduklarını gizlemek istemiyorlar' ifadesini kullanıyor. Aslında bu Lille piskopos Yardımcısı Brunin'in teşhisiyle aynı istikamette seyrediyor.9
Beck, hoşgörülü demokratik bir toplum olarak, diğer din ve kültürlerden gelen insanlarla diyalog aramak yerine, bunların dışlanmalarına izin vermeyeceklerini söyler. Berlin eyaleti uyum ve göç sorumlusu Piening ise, başörtüsü takan bir kadının köktendinci olarak görülmesinin yanlışlığına temas ediyor. Devamla, "Bunu böyle görenler İslamiyet'i genel olarak anayasa düşmanı bir din olarak kabul etmektedirler" diyor. Berlin'de 220 bin Müslümanın yaşadığına dikkat çeken Piening, bu nedenle başörtüsü meselesinin Berlin açısından hayati ehemmiyete haiz olduğuna işaret ediyor. Piening, "Okullarda tarafsızlık ilkesine uyulacak olursa, kiliseler de din dersi vermemeli. Bu da bir yarar sağlamayacağı için, diğer din ve kültürlere barışçı şekilde birarada yaşamanın yollarını aramalıyız" diyor. |