ÖRTÜNMEK GÜZELDİR !

BU BLOG BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI PLATFORM OLUŞTURMA AMACIYLA KURULMUŞTUR. BİR BLOG DA SİZ AÇIN !

Halk ve Kiliseler Daha Hoşgörülü

5/8/2007 · Kategori: GENEL PLATFORM

BVA tarafından yapılan bir komuoyu yoklaması Fransız halkının % 68'inin Müslüman kadınların başörtüsü takmalarının Hıristiyan haç işareti ve Yahudilerin kippa giymelerinden farksız olduğu görüşünü taşıdıklarını ortaya koymuştur. Ankete katılanların % 73'ü de başörtüsünün diğer dinlerin sembolleri gibi inancı gösteren bir işaret olduğuna inandığını belirtmiştir. Almanya'da yapılan benzeri bir anketten de aşağı yukarı aynı sonuçlar alınmıştı. Liselerin hilafına Fransa'da üniversitelerde başörtüsüne dönük herhangi bir kısıtlama yaşanmıyor. Liselerdeki gerilime bir çözüm ve çare bulabilmek için Lille kentindeki İbn-i Rüşd Müslüman lisesi faaliyete geçti. Yasağın devamı halinde bu medrese veya okul tarzının yaygınlaşabileceği söyleniyor. Bununla birlikte Sarkozy gibi Fransız yetkililer bu modelin ayrımcı bir model olduğunu ve yaygınlaşması halinde kontrol harici bir eğilime ve akıma dönüşebileceğini savunurlar.

Kilise ricali (clergy) genel anlamda Türkiye'nin AB'ye alınmasına soğuk yaklaşsa bile dini özgürlükler konusunda, Müslümanlarla dayanışma içinde görünüyorlar. Sözgelimi Fransa hükümetinin başörtüsünü yasaklama sinyallerine din adamlarından itiraz ve tepki sesleri yükseliyor. Lourdes'ta toplanan Fransız piskoposlar, başörtüsünü yasaklayacak bir kanuna karşı olduklarını samimi bir şekilde deklare ettiler. Din adamları Fransa'nın herkesin dini inançlarının serbestçe yaşayabileceği bir insan hakları ülkesi olduğunu belirttiler.

Başörtüsünü yasaklamanın sosyal barışa hizmet etmeyeceğine inandığını belirten Lyon Piskoposu Kardinal Philippe Barbarin, "Fransa bir insan hakları ülkesidir. Fakat aynı zamanda şiddetin kısa zamanda yayılabileceği patlamaya hazır bir ülkedir. Eğer hükümet başörtüsü yasağını kanunlaştıracaksa ortaya çıkacak risklere de katlanmalıdır" şeklinde görüş beyan etmiştir. Angouleme Piskoposu Claude Dagens ise, okullarda dini sembollerin yasaklanmasını öngören bir kanunun eski çatışmaları ve karşılıklı dışlamaları beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor. Okullarda az sayıda yaşanan başörtüsü meselesini çözmek için hayali ve genel bir İslam imajından hareket edilerek bir kanun yapmanın tehlikesine işaret eden Lille Piskopos Yardımcısı Jean Luc Brunin de "yasakçı zihniyete devam edersek sosyal bölünme artar" uyarısında bulunuyor.

İbn-i Rüşd Lisesi'nin sınırları içinde bulunduğu Lille Piskopos Yardımcısı Brunin, İslam-Hıristiyanlık ilişkilerinin geleceği açısından endişeli olduğunu belirtiyor. Brunin derhal İslam aleyhtarlığına ve nefretine son verilmesi gerektiğini söylüyor. Aksi taktirde bundan cemiyet ahenginin yara alabileceğini söylüyor. Fransa ve Batı'da Müslümanların köklü bir şekilde dinlerine dönmelerinin iki kesimde de tedirginlik meydana getirdiğini belirtiyor. Birinci kesim geleneksel haçlı kafasını aşamamış Batılılar; ikincisi de ılımlı Müslüman olarak anılan gruplar. Şimdi mutaassıp Hıristiyan kesimlerin diyaloğa inanmadıklarını ifade eden Brunin, Müslümanlarla Hıristiyanları birbirine bağlayan zayıf bağların kopmak üzere olduğuna dikkat çekerek bunun çarelerinin aranması gerektiğini belirtiyor. Brunin az da olsa kendilerini ümide sevkeden gelişmelerin başında Ammar Asfar'ın kurmuş olduğu İbn-i Rüşd Lisesi ve burada Hıristiyanlık tarihinin de okutulacak olmasını gösteriyor. Brunin'i en çok rahatsız eden şey ise karşılıklı müsamahasızlıktır.

Brunin, Müslümanların bazı tavırlarından rahatsız olduğunu da saklamıyor. Bu, bazı Müslümanların, Hıristiyanların Avrupa'da bittiklerine dair söyledikleri sözlerdir. Bu yaklaşım, işbirliği yerine çatışma zeminini körüklüyor. Bununla birlikte Hıristiyanlığın yaşlı kıtada gerilemesi rakamlara dayalı bir gerçek. Ancak, dinin zayıflaması dünyevileşmenin daha da armasına zemin hazırlıyor. Le Nouvel Obsevoteur dergisinin 22 Ekim 2003 tarihli sayısında Ursula Gauthier ve Marie le Monnier'in ortaklaşa hazırladıkları "Kiliseler boş, gönülleri aydınlatan ilahi çağrı azaldı, Tanrı zemin kaybediyor" başlıklı dosya, insanların Pozitivizm, Materyalizm ve Kapitalizm'den bunalıp manevi boşluk içine düştüklerini, bundan kurtulabilmek için de akıl dışı, irfan dışı alanlara yöneldiklerini ortaya koyuyor. Her şeyi bilimle açıklama boyunduruğundan ve her şeyi pazar ekonomisinin diktatörlüğüne teslim etmekten kurtulmak, tek kelimeyle insanları bunaltan dünyaya anlam kazandırabilmek için "yeni tanrı" arayışlarının başladığını ve Kilise'nin boşalttığı yeri, astrolojinin, falcılığın, büyücülüğün, ilkel dinlerin, Budizmin, Şamanizmin ve Ezoterizmin doldurmaya başladığını belirtiyor.1

Bu da gösteriyor ki, Kilise ancak İslamiyet'e tutunarak mevkiini muhafaza edebilir ya da ayağa kalkabilir. Brunin Hıristiyan fanatiklere de sitem ederek onların "toplumun İslam boyası ile boyanmasının önüne ancak, yeni bir haçlı seferi ile geçebiliriz" dediklerini aktarıyor.2 Bu gafil Hıristiyan ve Müslümanların günümüzde unuttukları gerçek şudur: Cepheleşme ve tezad zemin kaybeden manevi dinamiklerde değil; manevi alanla dünyevileşme arasındadır. Taraflar buna göre, hesaplarına yapmalı ve buna göre davranmalıdır.

Fransız piskoposlar doğrultusunda Fransız Rahibi Theophano başörtülü Müslüman kızlara ve kadınlara destek vermiştir. Milli Gazete'nin gerçekleştirdiği görüşmede: "Ben ne zaman bir başörtülü kadın görsem 'işte o Müslüman'dır' diyorum. Bana göre başörtüsü, Müslüman kadını diğer kadınlardan ayıran en önemli hususiyettir. Başörtüsü takmaları onların inançlarına bağlılıklarını gösterir ki, bana da saygı duyulmalıdır. Ben şahsen başörtülü Müslüman hemşerilerimi çok seviyorum."3 Kilise ricalinin bu hoşgörüsüne rağmen, kimi Müslüman çevreler başörtüsü yasağına şiddetle taraftar. Müslüman asıllı Fransız Kalkınma Bakanı Tokya Seyfi, RTL Kanalı'nda yaptığı değerlendirmede başörtüsü yasağını desteklediğini söylemiştir. Bunu dini kurallara karşı Cumhuriyet kurallarının bir vecibesi ve gereği olarak değerlendirmiştir. Hatta yasakları eşitlemek için, Davud yıldızının da haç'ın da yasak kapsamına alınmasını istemiştir. Bu da jakoben Müslümanların veya ideolojik azınlık mensuplarının her yerde aynı yaklaşımı sergilediklerini gösteriyor.

1990'lı yıllarda İran'dan kaçıp gelmiş bulunan Shahdrot Djafman, ganimet bilerek 50 sayfalık bir anti-başörtüsü bildirisi neşretmiştir. "Down Hicap/Kahrolsun Hicap" adlı kitapçığını yazmıştır. Bu kitabı daha sonra bazı Türk kadınları Türkçe'ye tercüme ederek dağıtmışlardır. Bernard Stasi Komisyonu, Eylül ayında faaliyete başlamadan önce Shahdrot Djafman Fransız devlet okullarında başörtüsünün kanunla yasaklanmasına şiddetle destek verdiğini ilan etmiştir. Buna mukabil Dania Buzar ile Sagda Kada 300 sayfalık yine başörtüsüyle alakalı olarak ortak bir kitap yazmışlar. Kitabın adı, "Biri Kapalı/Diğeri Değil", adını taşıyor. Kitapta başı kapalı kadını temsil eden bu zat örtünmenin şahsi bir tercih olduğunu ve kimsenin baskısının sözkonusu olmadığını söylüyor.4

Avrupa Fetva ve Araştırma Konseyi dini bir vecibe olan başörtüsü takma konusunda kızların haklarına saygılı olunmasını istemiştir. Hatta Fransız Müslümanların en liberallerinden olan Delil Ebubekir bile, yasak için kanun çıkarılmasına muhalefet etmiştir. Lille Camii İmamı ve İbn Rüşd okulunun banisi Ammar Asfar da kanuna karşı çıkanlar arasında yer almıştır. Ammar Asfar seküler aşırılığın hiçbir uzlaşma zemini tanımadığını ve orta bir formüle uzak durduğuna dikkat çekmiş ve kanundan önce de bazı okulların yasak uyguladığını hatırlatmıştır. Tihami İbriz de kimi parti ve çevrelerin uzlaşma taraftarı olan İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'i sıkıştırdıklarını belirtmektedir. İbriz, başörtüsü yasağının laikliğin yanlış yorumlanmasından kaynaklandığını ifade eder. İbriz, Fransa'nın ve bazı Avrupa ülkelerinin bu hususta Türkiye modelini izlemekten de endişe ettiğini saklamamaktadır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki :: Sonraki »