ÖRTÜNMEK GÜZELDİR !

BU BLOG BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI PLATFORM OLUŞTURMA AMACIYLA KURULMUŞTUR. BİR BLOG DA SİZ AÇIN !

Kadın Tutsakların Dilinden

5/8/2007 · Kategori: FARKLI - KARISIK KONULAR

Filistinli kadın tutsakların İsrail zindanlarında ne gibi muamelelere tabi olduklarını öğrenmek için bir de onların kendi ağızlarıyla verdikleri bilgileri, yapmış oldukları açıklamaları gözden geçirelim:
Dört çocuk annesi, üç kere müebbed hapis cezasına çarptırılmış 27 yaşındaki Kahire es-Su'di şöyle konuşuyor:
"Askerler beni şiddetle dövdü ve çirkin bir şekilde sövdüler. Bana çok çirkin ve aşağılayıcı hakaretlerde bulundular. Cenin mülteci kampındaki evimden beni aldıklarında tüfeklerin dipçikleriyle vurdu, sonra bir askeri araca bindirdiler. Sonra el-Meskubiye soruşturma merkezine getirip çırılçıplak edip aradılar. Sonra ellerim ve ayaklarım bir sandalyeye bağlı bir şekilde günlerce şibh denilen işkence uygulamasına maruz bıraktılar. (Şibh ŞABAK'ın en fazla uyguladığı işkence metodudur. Kolları tavana veya sandalyeye bağlayarak ayaklardan işkence etme tarzıdır.) Kendini Ebu Yusuf olarak niteleyen bir sorgulayıcı bir sandalye getirip bana yapışık halde oturdu ve görevinin bunu gerektirdiğini ileri sürerek benden uzaklaşmayı kabul etmedi. Sonra yine el-Meskubiye'de bodrum katta bir yere yerleştirdiler. Burası ışıksız, aşırı rutubetli, içi her türlü haşaratla dolu bir yerdi. İçerisinde çok pis kokular vardı. Dokuz gün burada beklettiler. Birkaç kez cinsel tecavüz tehdidinde bulundular."
es-Su'di çeşit çeşit işkencelere maruz kaldığı bu sorgulama merkezinde üç ay tutuluyor. Bu esnada banyo yapmasına izin verilmesini istemesi üzerine de Şolomo adlı bir subay tarafından demir çubuklarla dövülüyor.
Beytlaham'dan 18 yaşındaki Reşa Halid el-Izze de el-Meskubiye'de sorgulamaya alındığını dile getirerek aşağı yukarı aynı şeyleri anlatıyor. Kendisinin sorgulama esnasında kabir gibi bir yere götürüldüğünü söylüyor ve şöyle diyor:
"Öyle ki uyumak istediğimde bacaklarımı uzatmaya imkân bulamıyordum. Çok küçük ve çok dar bir yerdi. Hiçbir havalandırma veya pencere de yoktu. Havası oldukça soğuktu. Dondurucu bir haldeydi. Yatak oldukça kirli üstelik içi kıl ve toz doluydu. Sorgulayıcılar sürekli çeşitli şekillerde sövüyorlardı. Sorgulama esnasında gözlerimi bağlıyorlardı. Kollarımı ve bacaklarımı da neredeyse kan gitmesini önleyecek şekilde sandalyeye bağlıyorlardı. Sorgulamanın sekizinci gününde artık hareket edemez, bütün ferimi kaybetmiş hale gelmiştim. Bu süre içinde hiç banyo yapmama da fırsat vermediler."
Nablus'un Beyti Furik kasabasından 24 yaşındaki Lenan Yusuf Melitât da şöyle diyor:
"Sorgulama esnasında sorgulayıcı sandalyesini bana iyice yakın koyuyor, bana "sevgilim" diye hitap ediyordu. Çok iğrenç bir şekilde karşımda duruyor ve benim saçımın sarışın olduğunu, yahudi olmam gerektiğini söylüyordu. Beni itirafa zorlamak için sözlerin ve fiillerin en çirkinlerini bana karşı kullandılar."
Raide Muhammed Şehade şöyle diyor:
"Cinsel tecavüz tehdidini işgalciler adeta benim boynuma dayanmış bir kılıç gibi kullanmaya çalıştılar. "İtirafta bulun yoksa şu asker hepimizin gözleri önünde sana tecavüz edecek" diye tehditte bulundular. Bu tehdit karşısında bütün bedenim titremeye başladı. Ama ben yine de kararlılığımdan bir şey kaybetmedim ve 'benim size söyleyecek bir sözüm yok' dedim."
Raide Muhammed Şehade kendisine yapılan bir başka işkenceyi de şöyle anlatıyor:
"İki iri yarı ve haşin kadın kafama sert ve son derece çirkin koku yayan bir çuval geçirdiler. Sonra ellerimi hiç hareket edemeyecek şekilde bağladılar. Artık ellerimin hiçbir noktasını göremiyordum. Çuvalın yaydığı kötü koku adeta burnumu tıkayacak haldeydi ve sadece o çirkin kokuyu teneffüs ediyordum."
Cinsel tecavüz tehdidine maruz kalan kadın tutsaklardan biri de Fatıma el-Kurd. İşgalciler bazı kişileri onun yanına kadar getirtip bu tehdidi yapıyorlar. Fatıma el-Kurd bu tehdit karşısında çok korktuğunu, telaşa kapıldığını ancak daha sonra derhal kendini toparlayıp kararlılığını koruduğunu ifade ediyor.
Vahşi işkence ve tehdit metotlarına maruz kalan kadınlardan Safa Du'aybis de maruz kaldığı uygulamayı şöyle anlatıyor:
"(Sorgucu) bana yaklaşarak: "Kocan seni aldığında bakire miydin?" diye sordu. Ben ona aşağılayıcı bir bakışla gözlerimi diktim. Bunun üzerine beni eğip, tecavüzde bulunacak kişiye karşı tutacağı tehdidinde bulundu."
Rehab el-İsevi de, kendisinden istenilen her konuda itirafta bulunmadığı takdirde Dürzî bir erkeği çağırarak tecavüz ettirecekleri tehdidi yapıldığını ifade ediyor.
Kadın tutsaklardan Able Taha, işgalcilerin özel yetiştirilmiş bazı kadınları yanına soktuklarını ve kendisinin, onlar tarafından hakarete ve çirkin muamelelere maruz bırakıldığını söylüyor. Saldırganlar Able Taha'ya süpürgelerle saldırıyorlar. Able Taha bu saldırıya uğradığında hamileliğinin ikinci ayındaymış. Saldırıdan dolayı kanama olunca işkenceciler doktor çağırmak yerine bu halini istismar ederek kendisiyle itirafta bulunması için pazarlıkta bulunmaya başlıyorlar.
Siham el-Burgusi kendisine yapılan işkenceyi şöyle anlatıyor:
"Oldukça çirkin ve rahatsız edici koku yayan bir çuvalı başıma geçirip işkence ettiler. Bedenime dıştan belli olmayacak işkenceler yaptılar. Bu şekilde dıştan belli olmayan işkence metotları çok daha tehlikeli oluyor, çünkü öldürücü tesir yapabiliyor. İlk etapta bedende herhangi bir izi görülmüyor ama zaman içinde sivilcelenme, romatizma, iltihaplanma vs. gibi muhtelif müzmin hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor."
Hadice Ebu Arkub da yapılanları şöyle anlatıyor:
"Beni şiddetle dövdüler, boğmaya çalıştılar. Saçlarımı yoldular. Bana tecavüz edecek askerler çağıracakları tehdidinde bulundular. Sadece tehdit etmekle de kalmadılar. Bir askeri üzerime sürdüler. O da katır gibi üzerime atladı. Vahşiler de bulunanların gözleri önünde elbiselerimi yırtmaya başladılar..."

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki :: Sonraki »