ÖRTÜNMEK GÜZELDİR !

BU BLOG BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINA KARŞI PLATFORM OLUŞTURMA AMACIYLA KURULMUŞTUR. BİR BLOG DA SİZ AÇIN !

TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN DEĞİŞMEZ İLKESİ LAİKLİK

12/8/2007 · Kategori: GENEL PLATFORM

Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinden biri de lâikliktir. Bugünün Garp memleketleri hukukunda lâiklik, din ile devletin ayrılması ve devletin din, dinin de devlet işlerine karışmaması... Demektir. Bir başka açıdan, yani en canlı cephesi ve en kısa ifadesiyle lâiklik, din hürriyetini ve bundan doğan vatandaş haklarını din düşmanlarına karşı korumaktır. Devlet hayatında lâikliğin gayesi budur. Lâik devlet, din hürriyetini ve dindarı her çeşit tecavüze karşı koruyan devlettir.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 3. Din Şûrası'nda lâikliğin bir yaşam biçimi olduğunu söyleyerek, "Lâiklik, bireylerin hiçbir baskı ve yönlendirme altında kalmadan inançlarını yaşamalarını, farklı inançlara saygı duymalarını ve toplumsal yaşamın uyum içerisinde sürdürülmesini olanaklı kılmıştır. İnanç ve ibadet özgürlüğü, toplumsal barışın en önemli güvencesini oluşturur" dedi.
Ne güzel, amma gel gör ki; Lâik kesim Türkiye'de hoşgörü istiyor; fakat diğerlerine hoşgörü göstermiyor. İşte bu çifte standarttır.
Unutmamamız gereken bir gerçek de: Halkı Müslüman olan bir ülke olduğumuzdur. Nüfusunun büyük yoğunluğu Müslüman olan bir ülkede eğer lâiklik uygulanacaksa bunda çok hassas olunması gerekir. Bu hassasiyet, inanç hürriyeti, din ve vicdan özgürlüğünün kişiden yana kullanılması yönünde olmalıdır. Bunun örnekleri dünyanın birçok ülkesinde var. Ancak geleneksel korkular ve bireysel yanlış algılamalar bizim konuyu bilimsel bir zeminde tartışmamıza engel oluyor. Oysa bizim ülkemizde uygulanacak gerçek anlamda bir lâikliğin, belki de dünyadaki tartışmalara ve sorunlara çözüm bulması da mümkündür.
Görüldüğü gibi, biri devletin dinî kaidelere göre yönetilmemesi, diğeri de din ve vicdan hürriyetinin teminat altında bulunması olmak üzere lâikliğin iki cephesi vardır. Din ve vicdan hürriyeti de sadece inanma hürriyetinden ibaret değildir. Din hürriyeti prensibinden, başta inanma hakkı olmak üzere, bir takım haklar doğar ki, bunlar inancına göre ibadet etme, inandığı dini öğrenme, öğretme, yayma ve telkin etme, inandığı dinin emirlerini yerine getirme ve yaşama gibi haklardır.
Şayet vatandaş, inandığı dinin emri olarak, inancının icabı olarak başını örtmek istiyorsa, lâik devletin görevi bu isteği engellemek değil, bilakis bu isteğin önüne çıkacak engelleri ortadan kaldırmaktır. Çünkü lâiklik iki taraflı bir anlaşmadır. Taraflardan biri olarak din devlete müdahale etmezken, diğer taraf olan devlet dine hiçbir sınır tanımadan müdahale eder ve meselâ başörtüsünün nerede kullanılıp nerede çıkartılacağına karar verme yetkisini kendinde görürse, bu uygulamanın adı lâiklik olmaz. Buna, devlete bağlı din sistemi denir ki, bu sistemde, din konusunda söz hakkı da devletin elindedir.
Burada şöyle bir soru akla gelebilir. Mademki başörtüsü dinin emridir, o halde yönetmeliğe bu emre dayanılarak hüküm konulacak olursa devlet, din esaslarına göre yönetilmiş olmaz mı ve bu uygulama lâikliğe aykırı düşmez mi?
Burada açıklığa kavuşturulması gereken nokta şudur: İtiraz konusu, dinin emri olduğu halde, yönetmelikte başörtüsü kullanma mecburiyetinin getirilmemiş olması değildir; aksine, inandığı dinin emrini yerine getirmek isteyene zorla başının açtırılmak istenmesidir. Başın zorla kapatılmasını istemek nasıl lâikliğe aykırı ise, zorla açtırmak da aynı şekilde lâikliğe aykırıdır. Binaenaleyh Devlet, lâik olduğundan dolayı, kanun ve yönetmeliklerle başın zorla kapatılması yoluna başvurmadığı gibi, yine aynı sebepten dolayı, aynı usulle başın açılmasını mecbur etmemelidir. Bu istek, lâikliğe aykırı değildir; bilakis lâiklikten doğan bir haktır.
Nitekim lâikliğin kâmil manada uygulandığı ülkelerden biri olan Batı Almanya'da, Alman okullarında okuyan Türk kızlarının başörtülerine müdahale edilmesi ve öğrencilere bu yönde baskı yapılmak istenmesi üzerine öğrenci velileri, okul idaresince öğrencilerin inançlarına baskı yapıldığı gerekçesiyle mahkemeye başvurmuşlardır. Dava sonunda ilgili Alman mahkemesi, öğrencilerin başörtülerine müdahale edilemeyeceği, böyle bir davranışın hukuka aykırı olacağı yolunda karar vermiş ve öğrencilerin başörtüsüne müdahale eden okul idaresini 2000 DM mahkeme masrafı ödemeye mahkûm etmiştir.
Toplumumuzun özelliklerine uygunluktan söz edildiği halde, toplumumuzun en çok hassas olduğu konuların başında yer alan başörtüsü, toplumumuzun büyük çoğunluğunun arzusu aksine, yasaklanmıştır. Bugünkü insanımızın büyük çoğunluğunun uygulamasını bir tarafa bıraksak, folklorumuza yansıyan millî kıyafetlerimize, Kurtuluş Savaşı'nda cepheye mermi taşıyan kadınlarımızı sembolize eden anıtlara bakmak bile, başörtüsünün toplumumuzun özellikleri arasında işgal ettiği önemli yeri göstermeye kâfidir.
Ayrıca hukuk devleti, laiklik, kişinin temel hak ve hürriyetleri ve özellikle din ve vicdan hürriyeti açısından daima tartışmaya açık ve hatta bunlara aykırı olan bu karar, vatandaşı ALLAH'IN emri mi, yoksa Devletin emri mi? gibi çok tehlikeli bir tercih karşısında bırakacaktır.
Başörtüsü yasağının düzeltilmemesi, ilerde demokrasinin bütün müesseseleri ile işler bir hale geldiği zamanda, iyi niyetlilerin samimiyetle üzerine gidecekleri, istismarcıların da alabildiğine sömürecekleri bir konu olacaktır. Bu günkü idarenin, kendinden sonraya böyle bir miras bırakacağına ihtimal vermiyor ve bu kararın en kısa zamanda tashih edileceğine inanıyoruz.
İslâm dininin özünü öğrenerek milletimize delil olmaya ve yüce dinimizi hurafelerden arıtmaya çalışan münevver kızlarımızın okumalarını engellemeye ve gözleri üstümüzde olan milyarlık İslâm âlemini küstürmeye yönelen bu kasıtlı karar ortadan kaldırılacaktır.
Bilhassa din eğitimi kurumlarındaki kız öğrencilerin başlarını açmaları mecburiyeti, Batı'daki uygulamaya da ters düşmektedir. Bugün, kendimize örnek aldığımız uygar Batı âleminde gerek rahibeler, gerek diğer din mensupları, kendi dinî ve millî kıyafetleri ile toplum hayatının her safhasında göründükleri halde, toplumun hiçbir kesimi, özellikle aydın tabakası, bu durumu asla yadırgamamakta, aksine gayet normal karşılamaktadır. Buna mukabil bizim toplumumuzda gerek başörtüsü konusunda, gerek diğer dinî konularda olumsuz tepki, hemen daima aydın kesimin bir bölümünden gelmektedir. Hâlbuki aydın olmanın asgarî şartı, kendi hak ve hürriyetine sahip çıktığı kadar, başkasının da temel hak ve hürriyetlerine saygılı olmaktır.
Devletimizin temeline dinamit koyan ve milletimizi uçurumun kenarına getiren hâinler arasında, vatan sevgisinin imandan olduğuna inanan ve bu imanla günde beş vakit ALLAH'IN huzurunda secdeye kapanan örtülü başların bulunmadığı bir gerçektir. Hal böyle iken, Cumhuriyet döneminde misli görülmemiş bir şekilde, başörtüsünün resmen yasaklanması ve başını örtmenin memuru işinden, öğrenciyi okulundan edecek derecede suç sayılması karşısında, millet, Merhum Mehmet Akif Ersoy'un dili ile soracaktır: Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?!

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

« Önceki :: Sonraki »